Tarihten Günümüze Bazı Ebru Sanatçıları

Şebek Mehmet Efendi

Bilinen en eski ebrucu olan Şebek Mehmet Efendi’nin doğum tarihi ve kim olduğu ile ilgili detaylı bilgi ne yazıkki mevcut değildir. Tertib-i Risale-i Ebri adlı eserde kendisinden “rahimehumullah” (Allah rahmet eylesin) diye bahsedildiği için bu eserin yazıldığı tarihten (1608) önce vefat etmiş olduğu bilinmektedir. Fuzuli’nin eseri olan “Hadikatü’s Süeda” nın yazma kopyasında Şebek Mehmet efendiye ait ebrular bulunmakta ve ketebesinde tarih olarak 1595 kaydı bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında Şebek Mehmet efendi 1595 – 1608 tarihleri arasında vefat etmiş olmalıdır.

Hatib Mehmet Efendi

Geleneksel Türk Ebru tarihimizde çok önemli bir yeri olan Hatib Mehmed Efendi kendi lakabı ile anılmakta olan “hatib ebrusu” nun mucididir. Ayasofya camii imam hatibi olması sebebi ile hatib lakabı ile anılmış olan bu zatın tam adı Mehmed bin Ahmed İstanboli dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hatib Mehmed efendi 1774 tarihinde evinde çıkan bir yangın sonucu ebrularını kurtarmak isterken vefat etmiştir. Yaşadığı dönemde kendi icadı olan “hatib ebru” yapımını kimseye öğretmemiş olmasından dolayı, hatib ebrusu uzun yıllar bir sır olarak kalmıştır. Hatib Mehmet efendi ebruculuğun yanı sıra hattat İsmail Zühti’den sülüs ve nesih yazıyı da öğrenmiştir.

Şeyh Sadık Efendi

Üsküdar’da bulunan Özbekler Tekkesi şeyhi olan “şeyh Sadık efendi” Buhara’nın Vabakne şehrinde doğmuştur. Ebru yapımını Buhara da öğrendiği bilinen bu zatın kabri Özbekler tekkesi haziresinde olup, kabir kitabesinde vefat yılı 12 receb 1262 (11 temmuz 1846) olarak belirtilmiştir. Hayatı hakkında fazla bilgi sahibi olamadığımız bu zat ebru sanatını İbrahim Edhem ve Nafiz adlarındaki oğullarına öğretmiştir.

İbrahim Edhem Efendi

Şeyh Sadık Efendi’nin oğlu olan İbrahim Edhem efendi 1829 yılında Üsküdar da ki Özbekler tekkesinde doğmuştur. Ebru sanatını babasından öğrenmiş olan bu zat babası ile birlikte çalışarak, Özbekler tekkesini zamanının en önemli ebru merkezi haline gelmesinde değerli katkılar sağlamıştır. İlk tahsiline Hace Hesna Hatun mektebinde başlayan İbrahim Edhem efendi daha sonra babası, amcası ve tekkeye gelen Buharalı alimlerden ders almıştır. Türk, Arap Fars ve Çağatay dillerini şiir yazacak seviyede öğrenmiş olan İbrahim Edhem Efendi, Çarşambalı Arif Bey (1825-1892) ‘den Ta’lik hattını öğrenerek icazet almıştır. Yapmış olduğu ebrular saray nakış hanesinde ve Beyazıt’taki kağıtçılar çarşısında rağbet görür ve aranırdı. Satmış olduğu eserlerinden elde ettiği geliri tekkenin giderleri ve misafirlerin ağırlanması için harcardı. Ebruculuk ve hattatlığın yanı sıra doğramacılık, oymacılık, marangozluk, mühürcülük, hakkaklık, tornacılık, demircilik, matbaacılık, tesviyecilik … gibi pek çok meziyeti olduğu için hezarfen lakabı ile anılmıştır. 1869 da Mithat Paşa’nın kurduğu Sultanahmet sanat enstitüsü müdürlüğü görevinde bulunmuş ve memleket tarihimizde ilk olarak kurşun boruyu burada döktürmüştür. Tamirat-ı Aliye müdürlüğü vesile ile Hicaz’a gönderilen Şeyh İbrahim Edhem efendi mübarek Harem-i Şerif’in tamirinde de görev yapmıştır. 1867 yılında düzenlenen Paris Sergisinde eserlerinden dolayı madalya almıştır. Aynı zamanda iyi bir okçu olan zat 93 harbi denilen savaşta mevkib-i humayunda (milli tabur) komutanlık yapmıştır. 8 Ocak 1904 cuma gecesi yatsı namazı vaktinde vefat etmiş ve Ertesi gün Tekke’nin Haziresine defnedilmiştir.

Mehmed Necmeddin Okyay

Ebru sanat tarihimizde çok önemli bir yeri olan Mehmed Necmeddin Okyay 28 ocak 1883 yılında Üsküdar’da doğmuştur. Babası Mehmet Abdülnebi Efendidir. Ebru sanatımızda ilk “çiçekli ebru” ve “yazılı ebru” lar Necmeddin Okyay tarafından yapılmıştır. Çiçekli ebrunun başarılı bir şekilde yapılmasından sonra ebru sanatı kitap kapakları ve hat kenarlarında kullanılabilirliğinin yanında kendi başına çerçeve yapılarak da kullanılır hale gelmiştir. Aynı zamanda hattat da olan Okyay ebru sanatını Özbek Şeyhi İbrahim Edhem Efendiden öğrendi. Ebruculuk ve hattatlıktan başka; mürekkepçilik, okçuluk, ahercilik, ciltçilik, gülcülük gibi meziyetleri de bulunan Necmeddin Okyay da hocası gibi hezarfen lakabı ile anılmıştır. Hezarfen Necmeddin Okyay 93 yaşında 5 ocak 1976 yılında vefaat etti. İstanbul Üsküdar’da bulunan Karacaahmet kabristanında metfundur.

Mustafa Düzgünman

9 Şubat 1920 de İstanbul-Üsküdar da doğmuş olan Mustafa Esat Düzgünman ebru tarihimizin en önemli sanatçılarındandır. Babası imam ve hatib Saim Efendi annesi de Necmeddin Okyay’ın yeğeni Şükriye hanımdır. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının Üsküdar Çarşısı’ndaki aktar dükkanında çalışmaya başlamıştır. Bu sıralarda necmeddin Okyay’ın da hocalık yapmakta olduğu güzel sanatlar akademisi türk tezyinat şubesine kayıt olmuştur. Burada 3 yıl boyunca şemse cilt ve ebru sanatını öğrenmiştir. 1940 yılından sonra ebruyu bir yan iş olarak sürdürmüştür. Mustafa Düzgünman dini musiki ile de ilgilenmiş olup, Üsküdar da ki Aziz Mahmut Hüdayi camiinde müezzinlik yapmıştır. 20 ye yakın kendi bestelediği ilahisi vardır. Mustafa Düzgünman ebru sanatında çok büyük başarılı çalışmalar yapmış ve teknik yönünden öğrendiklerini daha da ileri seviyelere çıkarmıştır. Hatta hocası Necmeddin Okyay’ın kendisi için söylediği “Mustafa ebruculukta beni geçmiştir” iltifatına mazhar olmuştur. Hocasının bulmuş olduğu çiçekli ebruları daha gerçekçi formlarda yapmış ve bu tür ebrulara papatya ebrusunu hediye etmiştir. Yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği talebeleri ile Ebru sanatımızın bu günlere gelmesindeki en önemli ebruculardan birisi olduğu inkar edilemez. Mustafa Düzgünman ebru sanatımızda gelişigüzel yapılmak istenen yenilik veya modernizasyon gibi düşüncelere açıkça karşı olduğunu ifade etmiş, ebru sanatının geleneksel yönüyle devam ettirilmesinin gerekliliğine inanmıştır. Tarihi süreçte rastlanmamış olan resim yapar gibi ebru yapılması çalışmalarının ve bu tarz değişikliklerin sanatımızı zaman içinde tahrip edebileceğini ifade etmiştir. Ebru sanatının bu tip değişikliklere uğratılmadan gelecek nesillere aktarılması için emek harcamıştır. 12 Eylül 1990 günü vefat eden Mustafa Düzgünman’ın kabri KaracaAhmet mezarlığındadır.

Niyazi Sayın

Niyazi Sayın Türk neyzen, ebru sanatçısı ve fotoğrafçı (1927, Üsküdar). Sanat Musıkisinin en büyük ney üstatlarından, bu musıkide Mesut Cemil Bey ve İstanbul ekolünün temsilcisidir; böylece ney sazının diğer önemli ekolü olan Konya ekolünden ayrılan bir üslubu vardır. Babası Resneli, annesi Manastırlıdır. Kendisi Üsküdar’ın Doğancılar (Türbe) semtinde ahşap bir evde doğar. Üç kardeşin ufağıdır. İlk ve orta mektebi Üsküdar Paşakapı’da, liseyi Haydarpaşa ve Beyoğlu’nda okur. İkinci Cihan Harbi sebebiyle tahsilini yarıda kesmesiyle birlikte, askerliğini eğitim alayında yaparken İstanbul Belediyesi Konservatuarına yazılıcaktır. Müzikle ise çok daha erken bir dönemden beri, aileden gelme musıki birikimi sayesinde aşinadır, babası çocuklarına borulu gramofunun başında hayran olduğu Tamburi Cemil Beyin taksimleri dinletir. Sanat Musıkisinin yanında tutkuyla Klasik Batı Müziği eserleri dinler, Bach onun için önem kazanır. Haydar Paşa Lisesi’nde öğrenciliği sırasında çok iyi ağız armonikası çalmaktadır. Aynı dönemde Fenerbahçe genç takım seçmelerini ön sırada kazanmış ve bir süre bu takımda futbol oynamıştır. 1947 yılında, Semtlerinin Camiinde, bir ikindi ezanı Niyazi Sayın’ı, kimin okuduğunu öğrenmek için Cami kapısına götürdüğünde müstakbel hocası Mustafa Düzgünman ile tanışır, daveti üzerine Düzgünman’ın evindeki dinî eser meşklerine iştirak etmeğe başlar, tasavvufla tanışır. 4 Mart 1948′de, ney sazına olan ve kendince dahi kaynağı bilinmez tutkusu, onu Üsküdar Musıki Cemiyeti neyzenlerinden Emin Beyle birlikte Bayezit Çadırcılar’da ney yapımcısı Osman Dedeye götürür, on lira mukabilinde bir sipürde ney alırlar. İlk iki derslerini Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Abdülbaki Dedenin oğlu Neyzen Gavsi Baykara’dan alır. Bu günlerde karşılaştığı Hezarfen Hattat Necmeddin Okyay, Neyzen Niyazi Sayın’ı alır, Resim Heykel Müzesi müdürü ve Güzel Sanatlar Akademisi resim hocası Neyzen Halil Dikmen’e götürür, Niyazi Sayın’ı teslim eder. Kendileri Neyzen Emin Dede’nin talebesi, Türkiye’nin en büyük neyzenlerindendirler; Niyazi Sayın ise henüz bundan habersizdir. Böylece İstanbul Güzel Sanatlar Akademesi’nin büyük hocalarından birisinin talebesi olur. İlk dersini 21 Ocak 1949’da alır, her perşembe günü on beş yıl hocasıyla ney ve ahlâk derslerine devam eder. Diğer hocası Mustafa Düzgünman’dan ilâhîlerin yanı sıra; ebru, cilt yapımı ve fotoğrafçılık öğrenir; tespih yapımına ilgisi başlar. Bilâhare tespihe olan merakı münasebetiyle altı ay kadar bir müddet Edirnekapı’ya, Galip Ustanın yanına tespih yapmasını öğrenmeye gider. Hocası Neyzen Halil Dikmen’den neyin yanında resim dersleri almaya başlar. Bu günler içerisinde hocasının teşvikiyle İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nda da derslere devam eder. 1950 senelerine gelindiğinde, Üsküdar Musıki Cemiyeti ve Neyzen Süleyman Erguner (Dede) ile İstanbul Radyosu’nda saz eserleri icra etmektedirler. Yapmış olduğu sololar neticesinde, Dr. Nevzat Atlığ Beyin arzularıyle 1954 yılında İstanbul Radyosu Müzik Yayınları’nda vazife alır, başlı başına bir ekol hükmündeki TRT Radyosu muhitinde feyz ve tecrübe kazanır. Bu görevini 1956′ya kadar sürdürür. TRT Radyosunun müzik neşriyatına da iştirak eder. 1956-69 yılları arasında Münir Nurettin Selçuk’un arzusuyle İstanbul Belediyesi Konservatuarı icra heyetinde vazife alır. Bu görevin ardından o devirde yeni kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı’nda Öğretim Görevlisi ve Nefesli Sazlar Ana Bilim Dalı Başkanı sıfatıyle çalışır, 2005′te hâlen bu görevdedir. 1980′de ABD’nin Seatle Üniversitesinde bir yıl boyunca dostu Tamburi Necdet Yaşar ile birlikte Türk Musıkisi dersleri verirler, bu dönemde Seattle Public’te iki de ebru sergisi açar. Aynı ikili, başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere bir çok yabancı ülkede Türk Musıkisi konserleri verirler.

Alparslan Babaoğlu

1957 yılında Ankarada doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara ve Erzurumda tamamladı. Devlet bursuyla gönderildiği İngilteredeki Elektronik Mühendisliği eğitimini 1979 yılında, aynı dalda yüksek lisans eğitimini 1980 yılında tamamlayarak yurda döndü. Mühendislik hayatını Tübitakda sürdüren sanatçı evli ve iki çocuk babasıdır. 1984 yılında Topkapı Sarayı Nakkaşhânesine devam ederken başladığı ebrû sanatını 15 yıldır aralıksız sürdüren sanatçı, 1986 yılında ustası merhum Mustafa Düzgünman ile tanıştı ve 1989 yılında kendisinden ebrû sanatının öğretilmesi ve icrâsı konusunda icâzet aldı. İlk kişisel sergisini 1990 yılında Topkapı Sarayında açan sanatçı, aynı yıl Washington DCde ikinci ve 1991 yılında da memleketi olan Çorumda üçüncü kişisel sergisini açtı. Ebrû sanatının, ustası Düzgünman ile doyum noktasına ulaştığına inanan sanatçı, ustasının ebrûlarının benzerlerini yapmaya çalışmanın yanısıra, geleneğe uygun olduğuna inandığı özgün çalışmalara da imza atmaktadır. Bunlar arasında boya olarak ezilmiş altın varak kullanılması, aynı kağıdın her seferinde farklı bir bölgesini ebrûlamak suretiyle minyatürler yapılması ve kâtı tekniği ile kalıbı çıkartılan hüsn-ü hat örneklerinin ebrû ile yapılması sayılabilir.

Fuat Başar

1953 yılında Erzurum’da doğmuştur. İlk, orta, lise ve tıp eğitimini Erzurum’da tamamlamış olan Fuat Başar tıp fakültesinden mezun olmasına rağmen hat ve ebru sanatlarına olan muhabbeti nedeni ile doktorluk mesleğini icra etmemiştir. Fakülte yıllarında (1976) hüsn-ü hatt sanatı ile meşgul olmaya başlamıştır. Bu yıllarda Uğur Derman’ın eseri olan “türk sanatında ebru” isimli çalışmayı gördükten sonra, ebru sanatına karşı ilgisi artmış ve kendi kendine ebru yapmayı denemiştir. Bu denemeler sonucunda ebru sanatının kendi başına öğrenilemeyecek bir sanat olduğuna kanaat getirmiş ve Mustafa Düzgünman ile mektuplaşarak ebru çalışmalarını sürdürmüştür. 1980’de İstanbul’a yerleştikten sonra hattat Hamid Aytaçtan hat icazeti ve Mustafa Düzgünman’dan 1989 yılında Ebru İcazeti almıştır. Yurt içi ve yurt dışından 300 den fazla kişisel ve karma sergide eserleri yer alan Fuat Başar ebru sanatımızın geleneksel yönü ile sürdürülmesi yolunda birçok talebeler yetiştirmektedir. Ebru sanatı hakkında kitabı da bulunan hocamız yıldız teknik üniversitesinde yapılan ebru fizikokimyası çalışmalarında da bulunmuştur. Kültür bakanlığı Süleymaniye ebru kursu hocalığını uzun yıllardır sürdürmektedir.

31 yorumlar

  1. ecrin diyor: 24 Nisan 2014
  2. ecrin diyor: 24 Nisan 2014
  3. Filiz diyor: 20 Eylül 2014
    • editor diyor: 22 Eylül 2014
  4. Selin diyor: 15 Ekim 2014
  5. şakir diyor: 12 Aralık 2014
    • editor diyor: 22 Aralık 2014
  6. sueda diyor: 25 Şubat 2015
  7. rabia diyor: 18 Mayıs 2015
  8. Ada diyor: 22 Mayıs 2015
  9. halil mert diyor: 26 Mayıs 2015
  10. havin diyor: 07 Mart 2016

Trackbacks and pingbacks

Bu makale için geri izleme ve pingleme yok

Bir cevap Yazın

X
Web Analytics